Duygularımız Bize Ne Anlatıyor Olabilir?


Bir duygu geldiğinde çoğu zaman ilk refleksimiz onunla “bir şey” yapmak oluyor.

Geçsin, azalsın, sakinleşsin, kontrol edilsin, bizi zorlamasın istiyoruz.

Bazen öfkemizden utanıyoruz. Kaygımızı fazla buluyoruz. Üzüntümüzü uzamış görüyoruz. Kırgınlığımızı “abartı” diye susturmaya çalışıyoruz.

Halbuki duygular durduk yere ortaya çıkmıyor. İçeride bizim için önemli olan bir şeye temas ediyorlar. Bir sınır zorlanmış olabilir. Bir ihtiyaç görülmemiş olabilir. Bir beklenti karşılık bulmamış olabilir. Geçmişten tanıdık bir yer yeniden canlanmış olabilir.

Bu yüzden bir duyguyu anlamaya çalışırken yalnızca o ana bakmak yetmeyebilir. İçinde bulunduğumuz bağlam, ilişki içinde nerede durduğumuz, geçmiş deneyimlerimiz, beklentilerimiz ve o an neye ihtiyaç duyduğumuz duygunun rengini değiştirebilir.

Öfke bazen anlaşılma, sınırını koruma ya da adalet ihtiyacını taşır.

Kaygı, güvenli bir zemine ve belirsizlik içinde tutunacak bir açıklığa ihtiyaç duyduğumuzu gösterebilir.

Utanç, yargılanmadan kabul görme ve saklanmadan var olabilme ihtiyacını duyurabilir.

Suçluluk ise onarma, telafi etme ya da ilişkide yeniden temas kurma isteğini görünür kılabilir.

Duygu düzenleme de bana göre burada daha anlamlı bir yere oturuyor. Duyguyu hızlıca bastırmaya çalıştığımızda, onun taşıdığı bilgiyi de kaçırabiliyoruz. Düzenleme önce duygunun sesini biraz duyabilmekle başlıyor.

“Şu an ne hissediyorum?”
“Bu duygu bana ne anlatmaya çalışıyor?”
“Nerede zorlandım?”
“Hangi ihtiyacım duyulmak istiyor?”
“Bu duyguyla baş edebilmek için kendime nasıl bir alan açabilirim?”

Duygular her zaman rahat değildir. Bazen sert, yoğun, dağınık ya da yorucu gelirler. Yine de çoğu zaman içimizdeki bir şeye işaret ederler.

Belki de mesele duyguyu hemen ortadan kaldırmak yerine onunla biraz daha dikkatli, meraklı ve şefkatli bir ilişki kurabilmektir.