Anlam Arayışı


Bizde yer eden ve bulunduğumuz zemini sarsan herhangi bir yaşam deneyimimizin sonuçlarına karşı çoğu zaman “Neden?” diye sorarız. Bazen de bu soru bizi kaygıdan, sitemden ya da meraktan peşinden sürükler.

Sanki o anahtar neden-sonuç zincirini kurabilirsek, olan bitene bir anlam yüklenir; sis perdesi kalkar, duygular diner ve yaşamaya devam edebiliriz.

Bu arayış bize bir yerden tutunma hissi de verir, kontrol yanılsaması yaratır. Bazen de her şeyin bir nedeni varsa, belki bir dahaki sefere önüne de geçebileceğimizi düşünürüz.

Bu soruyu tamamen unutmak ya da yaşadıklarımızın hiçbir nedeni olmaması mümkün elbet; ancak yaşadıklarımız o kadar katmanlı ki…

Zaman içinde tüm bu katmanlar birleşir ve şu anımızda deneyimlediğimiz bir sonuç olarak karşımıza çıkar.

Deneyimimizi merkeze aldığımızda, yaşadıklarımızın düşündüğümüzden çok daha derin ve çok katmanlı olduğunu fark ederiz. Bu yüzden kalıpsal ve hazır cevaplar her zaman bulunmayabilir; çünkü deneyimler ve seçimler tek bir açıklamaya sığmayacak kadar karmaşık.

Belki de bu yüzden sürekli bir sebep aramak çoğu zaman beyhude bir çaba. Çünkü “neden” sorusunun cevabı genellikle indirgenmiş, eksiltilmiş ve olanın çok azını kapsayabilen bir cevaptır. Bulabileceğimiz bir iki varsayım, ötekinden alacağımız cevap çoğu zaman bu olanın duygusunu dindirmeye yetmeyecek.

Belki de bu yüzden, ezbere yanıtlar aramak yerine olanı olduğu haliyle tutarak, bu gerçeklik içinde bizim için neyin anlamlı olduğuna ve bizi nereye götürdüğüne, nereye gitmek istediğimize bakmak daha makul olabilir.